II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDEN ÖNCE YAYIN HAYATINA BAŞLAYAN SÜRELİ YAYINLAR İle II. MEŞRUTİYET’TEN SONRA DA YAYIN HAYATINA DEVAM EDEN SÜRELİ YAYINLAR

GİRİŞ

 Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle Asya ve Avrupa’daki hakimiyetini perçinleştiren,  Kanuni ile birlikte bu hakimiyeti tartışılmaz hale getiren Osmanlı, 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında Sanayi Devrimi, Reform, Rönesans gibi yenilik hareketleriyle büyük bir değişim ve gelişim yaşayan Avrupa’ya uzun bir süre duyarsız kalmıştır. Bu duyarsızlık Osmanlı için yazık ki, pahalıya mal olmuştur. Milliyetçilik hareketleriyle birlikte içte yaşanan sıkıntılar devletin uzun süre kendini kapattığı Avrupa’ya tekrar yüzünü dönme mecburiyeti doğurmuştur. Islahat ve Tanzimat fermanları bu mecburiyetin bir sonucu olarak çıkar karşımıza.

Tanzimat’ın ilk padişahı olan ve ileriye dönük, yenilikçi yönüyle bilinen II. Mahmut işte tam da bu dönemde Avrupa’daki yenilikleri yakından takip etmeye başlamış, bunun sonucu olarak da Türk basın tarihinin miladı sayılan bir adım atarak 11 Kasım 1831’de ilk Türkçe gazetemiz olan Takvim-i Vekayi’yi çıkarmıştır. Avrupa’ya göre 200 yıl geç gelen bu adımla başlayan yeni dönem “Türk basınının doğuş dönemi” (İnuğur, 2005:175) olarak adlandırılır. II. Mahmut bu adımla ilgili olarak yayınladığı bir fermanda şu ifadelere yer verir: “Kaymakam Paşa: Bu hususun tanzimine bakılması pek çok vakitten beri emelim idi. Ancak vakit ve mevsimi henüz gelmemiş olduğundan vaktine taliken sukutu ihtiyar etmekte idim. İşte lehül-Hamd mevsim ve sırası gelip şeri şerif ve nizama asla dokunur yeri olmadığından mâda mülkçe pek çok menafi olacağı dahi cümle tarafından teslim ve istihsan olunmuş, bu surette takririnde beyan olunduğu üzere bu hususata nezaret için Esat Efendi nazır, Sarım Efendi ile Sait Bey dahi ol veçhile memur ve tayin klınsın!” (Şapolyo, 1976: 101)

Ayrıca bu ilk gazetenin çıkış nedenleri gazetenin “Mukaddeme-i Takvim-i Vakâyi” başlıklı özel bir sayısında şöyle sıralanır: “Eskiden Vak’anüvis denilen resmi tarih yazarları vardı. Bunlar yaşadıkları dönemin önemli olaylarını yazarlardı. Ancak yazılar yirmi otuz yıl sonra bastırılabildiğinden halk gerçekleri zamanında öğrenemiyor, çoğu kez olaylar yanlış yorumlanıyordu. İşte bu mahzurları önlemek, iç ve dış olayları halka zamanında duyurabilmek için Takvim-i Vekâyi çıkmaktadır.” ( İnuğur, 2005: 175)

II. Mahmut’un ileriye dönük bu hamlesi Türk basın tarihi için elbette bir dönüm noktasıdır. Bu yaklaşımı ile II. Mahmut, “Türk gazeteciliğinin piri”, “Modern Türkiye’nin ilk kurucusu” (Şapolyo, 1976: 99-100) gibi önemli ithaflara da mahzar olmuştur.

Fakat bütün bu çabalar 200 yıl geç başlayan Türk basınının ortaya çıkış sebebinin bir mecburiyet oluşu gerçeğini değiştirmeye yetmemiştir. M. Nuri İnuğur, bizde basının çıkışının diğer ülkelerde olduğu gibi halkı aydınlatmak amacıyla ortaya çıkmadığını söyler: “Görülüyor ki, ülkemizde basın, diğer ülkelerde olduğu gibi siyasal, sosyal ve ekonomik olaylar karşısında halk kitlesini aydınlatmak, kamuoyunu etkilemek yolunda, toplumca duyulan isteklerden doğmamıştır. Hükümetin yaptığı işleri halka duyurmak amacıyla, özel buyrukla ortaya çıkmış, zamanla halkı aydınlatmak, kamuoyunu etkilemek niteliği kazanmıştır.” ( İnuğur, 2005: 175)

Böyle bir ortamda başlayan Türk basın hayatı, kısa sürede yayına başlayan irili ufaklı birçok gazete ve mecmua ile renklenir. Yazık ki, geç başlayan çıkış kısa süre sonra büyük bir darbe almıştır. Hıfzı Topuz’un “Türk basın tarihinin en karanlık çağı” ( Topuz, 2003: 53) diye nitelendirdiği ve Osmanlı tarihinde “İstibdat” dönemi olarak bilinen Abdülhamit dönemi, daha emekleme safhasında olan basınımız için bir dizi önlemler(!) paketi sunarak basınımızın ilk kez sansürle tanışmasına sebep olur. Sansürün uygulanış şekli de aslında bizde ilk dönem basınının asıl amacı hakkında bilgi vermektedir. Kimi kelimeleri “lafın gelişi” icabı bile kullanılması yasaklanmıştır. Grev, suikast, anarşi, Bosna, Hersek, hürriyet, kargaşa, cumhuriyet, bomba bu kelimelerden bazılarıdır. Bunların yanında öyle kelimeler vardır ki, bu acınaklı durumu gülünç hale getirmektedir. Örneğin, “tahta kurusu” ya “tahtın kurusun” dileğini akla getirebileceğinden (İnuğur, 2005: 264), ya da “tahtın kurusun” şeklinde yanlış okunabileceğinden (Topuz, 2003: 56) yasak edilmiştir. Sansürdeki keyfiyetin sınırlarını çizmek pek mümkün değildir. Ancak vereceğimiz şu örnekle hem bu mevzuu noktalamış olalım hem de sansür konusunda olması gereken amaçtan nasıl uzak kalındığı hususunda fikir vermeye çalışalım. Servet-i Fünûn dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz sansürle ilgili şu anısından[1] bahseder:

Sansür son dereceyi bulmuştu. Hamidiye suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Dr. Besin Ömer Paşa sular hakkında bir makale yazdı; çeşme başında bir ihtiyar adamın dua ettiğini gösterir artistik bir renkli resim de basılacaktı. Sansür buna soru işareti koydu ve ben şaşırdım. Baş sansürcü Kara Kemal Bey’e bir tezkere yazdım. Gelen cevap şudur:

‘Azizim,

Çeşme resmi hakikaten pek güzel. Dua da herkesin gözünde şüphesiz ki, kutsaldır. Lakin bu günlerde gazetelerden neyi çıkartacağımı, neyi bırakacağımı bilmiyorum. Çünkü kötü düşünceli kimseler bu güzel resmi görür görmez, ‘Hah, işimiz duaya kaldı,’ demek istediğimizi sanırlar. Mademki klişesini yaptırmışınız, ileride, uygun bir zamanda koymanız için haber veririm. Olimpiyat Oyunları’na gelince, onların yayınlanmasına henüz uygun zaman gelmedi. Yayınlamayınız. Diğerlerine ruhsat verilmiştir. 24 Mayıs 1896’ ” (Topuz, 2003: 57)

İlk dönemde yayın hayatına başlayan birçok gazete bu baskıcı yönetime dayanamayıp kapandı. Kapanmayıp yayın hayatına devam edenler ise sansürlere maruz kalmamak için basit haberlerle varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.

24 Temmuz 1908’de meşrutiyetin yeniden ilan edilmesiyle baskı yönetimi ortadan kalkmış, yeni ve “çok özgürlükçü” bir döneme geçilmiştir. Uzun süre baskı altında susan/susturulan basın mensupları tekrardan ve eskisinden daha aktif bir şekilde yayına başladılar. Varlığını önceki dönemde zar zor sürdürmeye çalışanların yanında yepyeni gazeteler bu dönemde basın hayatımıza girmiştir.

Önemli bir gecikmeyle “mecburen” başlayan, büyük bir baskı dönemi geçiren Türk basını 1908’den sonra çok hızlı bir değişim ve gelişim yaşamış, sonuçta bugünkü halini almıştır.

 1.1. II. Meşrutiyet Öncesinde Yayın Hayatına Başlayan Gazeteler

 Türk basınının II. Meşrutiyet’ten önceki dönemiyle ilgili bir çalışmada, dönemi incelerken öncelikle bu incelemenin hangi dönemlere ayrılarak yapılacağı sorunu çıkar karşımıza. Biz bu sorunu, bu tür çalışmaların hemen hepsinde tercih edilen yöntemi kullanarak çözmeye çalışacağız. Bu yönteme göre yapacağımız dönem ayırma işleminde genellikle siyasi önemi haiz olayları kriter olarak alacağız. Bu anlamda bizim bu dönemi iki ana başlıkta incelememiz doğru olacaktır. II. Mahmut’un çıkardığı ilk gazeteyle başlayan döneme Tanzimat dönemi basını, I. Meşrutiyet’in ilan edildiği ve II. Abdülhamit’in baskı yönetimin uygulandığı dönemi I. Meşrutiyet ve İstibdat dönemi basını olarak ele alacağız.

 1.1.1. Tanzimat Döneminde Türkiye’de Çıkan Gazeteler (1831-1876)

 Türk basın tarihinin başlangıcı kabul edilen ve 11 Kasım 1831’de  çıkarılan Takvim-i Vekâyi  gazetesiyle başlayan bu dönemde birçok gazete yayın hayatına girmiştir. Gazeteler adına birçok ilkin yaşandığı bu dönemde çıkmaya başlayan gazeteleri şu şekilde sıralamak mümkün olacaktır:

 1.1.1.1. Takvim-i Vekâyi

Devrimci bir padişah olan II. Mahmut’un çabasıyla çıkarılan gazete ilk Türkçe gazetedir. 11 Kasım 1831 yılında yayın hayatına başlayan bu ilk gazete, İbrahim Müteferrika’nın girişimiyle kurulan ilk matbaadan 105 yıl sonra çıkarılmıştır.

Önceleri haftalık olarak çıkarılan gazetenin boyutları 40×27 cm idi. ilk sayısı 5000 adet basılmıştır. Bütün devlet örgütlerine, subaylara, taşra eşrafına ve elçiliklere gönderilen Takvim-i Vekâyi’nin yıllık abone ücreti 120 kuruştu. (Topuz, 2003: 15-16)

Takvim-i Vekâyi’nin genel haber başlıkları; Umuru Dahiliye (iç haberler), Mevadı Askeriye (askeri haberler), Umuru Hariciye (dış haberler) şeklinde idi. Ayrıca basılan kitaplar hakkında bilgi veren “Fünûn” sütunu da vardı. Resmi ve gayri resmi olmak üzere iki kısımdan oluşan gazetede resmi kısımda devletin iç işleri, gayri resmi kısımda ise duyulan haberler, endüstri ve ticaretle ilgili haberler verilmekteydi. Takvim-i Vekâyi hakkındaki şu bilgiler, ilk dönem gazeteciliği hakkında bilgi edinmemiz açısından önemlidir:

–          Çeşitli punto olmadığı için bütün yazılar aynı büyüklükte basılıyordu.

–          İlk ilan 11., ilk makale ise 54. sayıda yayınlandı.

–          Takvim-i Vekâyi 1860 tarihinden itibaren tamamen “Resmi Gazete” hüviyeti almış, gerçek bir gazete olmaktan çıkmıştır.

–          1833 yılında 24, 1834 yılında 18, 1835 yılında 27 sayı çıkmış, bu anlamda bir istikrar sağlayamamıştır.

–          Zaman zaman basımı durup tekrar başlayan gazete 24 Kasım 1922’de 4609. sayı ile tamamen yayından kalkmıştır. (Şapolyo, 1976: 100-107)

  1.1.1.2. Ceride-i Havadis

 Takvim-i Vekâyi’nin çıkarılmasından 9 yıl sonra, gayri resmi olarak, 1840 yılında Wilyam Çörçil adında bir İngiliz tarafından çıkarılmıştır. O zamanın İstanbul aydın sınıfı devlet memurlarının ve valilerin okuduğu gazete 3,5 kuruşa satılmaktaydı.

40×27 ebatlarında olan gazete ikinci Türkçe gazete olarak tarihimizde yerini aldı. Dışarıdan da ilan kabul eden Ceride-i Havadis’in yabancı ülkelerde de muhabirleri vardı. Haberler içi ve dış olarak ikiye ayrılmıştı. Dış haberler Avrupa haberlerinin tercümesinden ibretti. Dış haberlere önem veren ve çevirilere geniş yer veren gazetenin zaman zaman ilgi görmeme gibi sıkıntıları oluş fakat Çörçil’in devletten maaş alması sayesinde yavaş yavaş kendini toplamıştır. (Şapolyo, 1976: 107-111)

Kırım savaşı gazetenin gelişmesini ve halk tarafından ilgi görmesini sağlamıştır. Kırım’a muhabir olarak giden Çörçil oradan haberler göndermiştir. Bu haberlerin sıklığı sebebiyle gazete özel sayılar çıkarmış, bu özel sayılara da “Ruzname-i Ceride-i Havadis” denmiştir.

Yazarları arasında Mehmet Efendi, Şair Ali, Ahmet Zarif, Ebuzziya Tevfik, Ahmet Rasim, Sadrazam Sait Paşa, Şair İsmet, Emin Bey, Nüzhet Efendi, Siret Bey, Salih Efendi, Süreyya Bey (Topuz, 2003: 18) gibi isimler bulunan gazete 27 Eylül 1864 yılında 1212. sayısından sonra kapanmıştır. (Şapolyo, 1976: 111)

 1.1.1.3. Tercüman-ı Ahval

 İlk resmi gazetemiz Takvim-i Vekâyi, devletten yardım alarak çıkan yarı resmi gazetemiz Ceride-i Havadis’ten sonra çıkan ve ilk özel gazete olması sebebiyle gerçek gazetecilik tarihinin öncüsü kabul edilen[2] Tercüman-ı Ahval hazineden yardım almadan 21 Ekim 1860 tarihinde Agâh Efendi tarafından çıkarılmıştır. Gazetenin çıktığı dönemde Ceride-i Havadis hakimiyeti vardır fakat halk gerektiği aydınlatılamamaktadır. Siyasi anlamda birçok olayın cereyan ettiği ve gazeteye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bu dönemde basına karşı ilgi gösteren II. Mahmut’un aksine Sultan Abdülmecit bu konuda adeta ilgisizdir. İşte böyle bir ortamda Çapanzade Agâh Efendi tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahval genel olarak şu özellikleri taşımaktaydı:

–       40×55 boyutunda, Pazar günleri yayınlanan haftalık bir gazetedir.

–   Şinasi gazeteye edebi anlamda yardımda bulunmuş ve bu desteği 24 sayı devam etmiştir.

–     Gazete önceleri haftada bir, sonra iki, 22 Ocak 1861’den itibaren de üç, dört ve beş defa çıkmıştır.

–      Gazetenin ilk sayısında yayınlanan ve Şinasi tarafından kaleme alınan Mukaddeme’de iç ve dış olaylardan seçme haberler yapılacağı, eğitici yazılar yayınlanacağı, bunları halkın anlayabileceği şekilde olacağına değinilmiştir.

–     İmzalı başyazı geleneği, tefrika ve tartışmalar ilk kez bu gazete ile basın hayatımıza girmiştir. Ayrıca ilk siyasi makale ve ilk tefrika (Şinasi “Şair Evlenmesi”) Tercüman-ı Ahval’de basılmıştır.

–       Başlıklar farklı puntolarla verilmiştir.

–     İç ve dış haberlerin yanında resmi haberlere, tüzüklere, piyasa ve borsa haberlerine, ulaşım, sanayi ve bankacılık gibi farklı konulara yer verilmiştir. (İnuğur, 2005: 184-187)

 Tercüman-ı Ahval halka hitap ediyor, fikir gazeteciliği yapıyordu. Agâh Efendi kendi parası ile çıkardığı gazetede para kazanmak için haber yapmıyordu. Hem patronu hem emekçisi olduğu gazetede halkı uyandırmak için başyazarlık yapan Agâh Efendi, Enver Behnan Şapolyo’ya göre “gazetecilerin piri” sıfatını da kazanmıştır, Abdülhamit’in İstibdat döneminde sürgün ettiği hürriyet taraftarları arasında yer alan Agâh Efendi bir süre sürgün olduktan sonra affedilip Atina elçisi olmuştur. Bundan iki yıl sonra, 1885 yılında, Atina’da ölmüştür. (Şapolyo, 1976: 115-120)

Tercüman-ı Ahval rakiplerine ve yönetimin baskısına ancak beş buçuk yıl dayanabilmiş, 11 Mart 1866 tarihinde 792. sayısıyla kapanmıştır. (Topuz, 2003: 20)

 1.1.1.4. Tasvir-i Efkâr

 27 Haziran 1862 tarihinde Şinasi tarafından çıkarılan ve her yönüyle Şinasi’nin eseri olan bu gazete birçok yenilikle Türk basınında yerini alır. İlk sayısında amacını, haber ulaştırmak , halka kendi yararlarını düşünmeyi, kendi sorunları üzerinde durmayı öğretmek olarak açıklayan gazete “milliyet” ve “meşrutiyet” kelimelerini cesaretle kullanmıştır. Milli eğitime ve hayırlı işlere ait ilanları ücretsiz basan gazetenin sahibi Şinasi’ye göre gazete; bilimin ve eğitimin gelişmesi ile ilgili sorunları ele alacaktır.

Gazetenin varlığından bile rahatsız bir padişah olan Abdülaziz döneminde çıkan gazetede Şinasi, bu olumsuz duruma rağmen halkoyu, devlet işlerinde kamuoyunun önemi, düşünce özgürlüğü gibi konuları ustalıkla işlemiştir. İlk edebi tartışmalara da sahne olan gazete aydınlar tarafından da büyük ilgi görmüştür.

Petrosyan tarafından “ülke yaşamında kamuoyunun önemini ve rolünü kavrayan ilk Türk toplum adamı”[3] olarak nitelendirilen Şinasi, Tasvir-i Efkâr’dan önceki üç gazeteye göre çok gelişmiş örnek bir gazete çıkarmıştır. (İnuğur, 2005: 192-196)

Bir arkadaşının tutuklanmasından tedirgin olan Şinasi’nin 1865’de Paris’e kaçması ile gazetenin başına Namık Kemal geçmiştir. 25 yaşında başyazı yamaya başlayan Namık Kemal, yazılarında özgürlük konularına değinir. 1867’de çıkan “Şark Meselesi” başlıklı bir yazı dizisi üzerine gazeteciliğine yasak getirilen Namık Kemal de Avrupa’ya kaçar ve gazetenin yönetimi Recaizade Ekrem’e geçer.

Tasvir-i Efkâr 835 sayı çıkmış, bunlardan 465’inde Şinasi’nin yazıları yer almıştır. (Topuz, 2003: 22)

 1.1.1.5. Muhbir

 1866’da çıkmaya başlayan Muhbir’in ilk 33 sayısı gazetenin tek muharriri olan Ali Suavi’nin yazıları ile neşredilmiştir. Küçük boyutta çıkan gazete bir fikir gazetesidir. Tam bir devrimci olan Ali Suavi Girit’te Yunanlıların Türklere yaptıkları zulme isyan ediyor, mazlum Türklere para toplanması için hükümeti durmadan kışkırtıyordu. Sadrazam Ali Paşa tarafından, ileride büyük tehlike olacağı düşüncesiyle, Ali Suavi gözaltında tutuluyordu. Belgrad kalesinin Sırplara teslim edilmesi üzerine Ali Suavi kalemine sarılmış ve ağır yazılar yazmıştır. Bunun üzerine Ali Paşa Muhbir gazetesini kapatmıştır. (Şapolyo, 1976: 126-129)

Okuyucu mektuplarına geniş yer veren Muhbir bu yolla hükümete çeşitli sorular yöneltiyordu. Bu yazılar hükümeti kızdırdı ve 1867’de bir emirnameyle Muhbir yasak edildi. Bu yasakla ilgili gazete özel bir sayı çıkararak bu bildiriyi yayınladı. “Filip” imzasıyla yayınlanan yazıda şu ifadelere yer verilmiştir: “Dünyanın en adaletli yerlerinde bile bir matbaayı kapatmaya hükümetin yetkisi vardır. Fakat yukarıdaki bildiride sözü edilen yazılar Muhbir’in hangi sayısında yazılmıştır? Müşterilerimiz ve hamiyet erbabı kişiler bunu bildirirlerse bundan böyle gazetemizin kapatılmasını önleriz. Muhbir Devlet-i Âliyye’nin ve milel-i Osmaniye’nin (Osmanlı milletlerinin) hayırhahıdır (hayrınadır). Bir ay süreyle kapandığını müşterilerimize duyururuz. Bu süre içinde müşterilerimizi havadissiz bırakmamak için derhal başka bir gazeteyle anlaşacağım ve Girit meselesini o gazeteyle ilan eyleyeceğim ve ileride hükümete hakların korunması için bazı düşünceler beyan edeceğim.” (Topuz, 2003: 25)

İfadelerden de anlaşıldığı üzere neden kapatıldığını bile anlamayan gazete bir ay süreden sonra yeniden çıkmaya başlar ve 27 Mayıs 1867’ye kadar yayınlanır. 55 sayı çıkan gazetenin Ali Suavi’nin Avrupa’ya kaçmasıyla kapandığı anlaşılır. (Topuz, 2003: 24-25)

 1.1.1.6. Basiret

 22 Ocak 1869’da İstanbul’da çıkmaya başlayan bir fikir gazetesidir. Ali Bey (Basiretçi) tarafından çıkarılan gazete başlığının altında ilk defa “Millet Gazetesi” ibaresini kullanmıştır. Ali Bey tarafından 1866’da Hariciye Nezareti’nden gündelik gazete imtiyazı için istenmiş fakat isteği Girit’teki karışıklık sebebiyle ancak iki yıl sonra müspet bir şekilde neticelenmiştir. Ayrıca gazeteye 300 liralık bir de yardımda bulunulmuştur. (İnuğur, 2005: 211)

Gazete Fransız-Alman savaşının çıktığı (1870) dönemde Osmanlı sarayının aksine Alman tarafını tutarak önemli bir çıkış yapmıştır. Konuyla ilgili olarak Ali Bey’in şu ifadeleri[4] önemlidir: “İki büyük devlet arasında savaş devam ediyordu. Bir gün yazı işlerinde bir toplantı yaparak gazetenin hangi yolu tutacağını görüşmeye başladık. Mustafa Celalettin Paşa, ‘Üçüncü Napolyon, askerlerime Alman imparatoru Wilhelm’in sarayında çorba içireceğim, diyor. Biz onun tarafını tutmayacağız, Prusya’yı tutacağız.’ dedi. Başyazarımız Ayetullah Bey’de, ‘Pekala, ama saray ve Bab-ı Ali Fransız taraftarıdır. Bu işle bir felakete uğramayalım.’ dedi ise de Mustafa Celalettin Paşa kendi fikrini kabul ettirdi.” (Topuz, 2003: 27)

Bu tutumu ile Almanya be Bismark’ın ilgisini kazanan gazete bir yabancı devletten para ve araç yardımı alan ilk gazete olmuştur.

20 Mayıs 1878’de hükümetçe kapatılan gazete II. Meşrutiyet’in ilanı ile tekrar çıkmaya başlasa da uzun ömürlü olamamıştır. (İnuğur, 2005: 213)

 1.1.1.7. İbret

 1870 yılında Aleksan Sarrafyan Efendi tarafından kurulan gazete bir dönem kapatılmıştır. Bu sırada gazete çıkarmayı düşünen Namık Kemal cezası nedeniyle gazete çıkaramıyordur. Bu sebeple Ahmet Mithat Efendi adına iki yıl İbret gazetesi kiralanmıştır. 13 Haziran 1872 yılında yeni kadrosuyla yayın yapan gazeteyi Namık Kemal yönetmiştir. Reşat Nuri, Ebuzziya Tevfik, Nuri Bey gibi önemli isimlerin de yazdığı gazetede İstibdat’ı eleştiren, hürriyeti savunan bir tutum izlenmiştir. Haber gazeteciliğinden çok mücadele ve fikir gazeteciliğinin örneğini veren Namık Kemal en etkin ve en heyecanlı gazeteciliğini bu gazete çatısı altında yapmıştır.

Namık Kemal “Vatan yahut Silistre” isimli bir tiyatro eseri yazmış ve onunla ilgili haberi gazetede yayınlamıştır. 1 Nisan 1873’te sahnelenen eser halk tarafından beğenilmiş, büyük ilgi görmüştür. Gazete bu ilgiden rahatsız olan hükümet tarafından 5 Nisan 1873’te bir daha çıkmamak üzere kapatılmıştır. Kapatılma kararının ardından yazarları birer birer tutuklanıp sürgüne gönderilen İbret gazetesi Türk basını için olduğu kadar Namık Kemal için de çok önemli bir yere sahiptir. Tasvir-i Efkâr’da çıraklık, Londra’da çıkan Hürriyet’te kalfalık tecrübesi yaşayan Namık Kemal için İbret gazetesi ustalık döneminin eseridir, denilebilir. (İnuğur, 2005: 228-233)

 1.1.1.8. Tanzimat’tan 1876’ya Kadar Çıkarılan Diğer Gazeteler

 1.1.1.8.1. Ayine-i Vatan

 Türk basın tarihinin ilk resimli gazetesidir ve 1866’da Eğribozlu Mehmet Arif tarafından çıkarılmıştır. Resimleri ilkel olan gazete fazla tutunamamış, üç kez isim değiştirmiştir. Vatan, Ruzname-i Ayine-i Vatan ve sonra İstanbul adıyla çıkarılan gazete zihniyet değiştirememiş ve varlığını ancak 1869’a kadar sürdürebilmiştir.

 1.1.1.8.2. Muhip

 1867 yılında çıkan ve ciddi bir gazete olan Muhip büyük boyda çıkmıştır. Gazete Şakir Efendi tarafından çıkarılmıştır.

 1.1.1.8.3. Utarit

 1867 yılında yayınlanan gazete ancak beş sayı çıkmıştır. Millet Meclisi kurulmasını, basına özgürlük tanınmasını savunmuş, Âli Kararname ile kapatılmıştır. Ayetullah Bey ve Musullu Sami tarafından çıkarılmıştır.

 1.1.1.8.4. Terakki

 1868 yılında Ali Reşit ve Filip Efendi tarafından çıkarılmıştır. Ebuzziya Tevfik, Rcaizade Ekrem, Suphi Paşazade Ayetullah yazarları arasındadır.

Kadınlar için ilk haftalık ilaveyi Pazar ve Cuma günleri yayınlayan gazete ilk mizah gazetesini de Letaif-i Âsar adıyla çıkarmıştır. En son sayılarında karikatürler de yer almıştır. (İnuğur, 2005: 242-243)

 1.1.1.8.5. Mümeyyiz

 1869 yılında Sıtkı Efendi adında birisi kurmuştur. Gazetenin en önemli özelliği ilk çocuk gazetesi olmasıdır. Çocukların ilgisini çekmek için her sayı renkli çıkarılmıştır. Çocuk terbiyesine önem veren gazete çocukların anlayacağı dilde çıkarılmış, bu da gazetenin satışını artırmıştır. (Şapolyo, 1976: 152)

49 sayı çıkan gazete hemen her sayıda öğrenci mektuplarına yer vermiştir. Fakat bu mektuplar, acaba dergi kendi söylemek isteyip de söyleyemediklerini öğrenci mektupları ile mi söylüyor, sorusunu da akıllara getirmektedir. Ayrıca kendinden sonrakilerde görülmeyen bir uygulama ile hicri yılın yanında miladi yılı da kullanmıştır.(Kür, 1991: 16-17)

 1.1.1.8.6. Vekayii Zaptiye

 1869 yılında mutasarrıf Bursalı Şakir Bey tarafından çıkarılmış, kısa ömürlü, yarı resmi bir gazetedir.

 1.1.1.8.7. Hadika

 1869 yılında Asir Efendi tarafından çıkarılan, yazılarında daha çok tarıma ağırlık veren bilim ve teknik gazetesidir. Bünyesinde Ebuzziya Tevfik, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Ahmet Mithat Efendi gibi isimleri barındıran gazete bir kez, yayınlanan makale yüzünden, bir kez de başyazar Ebuzziya’nın tutuklanması üzerine kapanmıştır. 1873’te tekrar yayına başlayan eski ilgiyi bulamamış ve kapanmıştır.

 1.1.1.8.8. Diyojen

 1869’da çıkarılan bir mizah gazetesidir. Teodor Kasap tarafından çıkarılan gazete daha önce Terakki’nin ilavesi olarak çıkan Letaif-i Âsar bir kenara konursa, mizaha özgü olması sebebiyle, Türk basın tarihinde mizah gazeteciliğinin başlangıcı sayılır.

Namık Kemal’in önemli ve etkili yazıları ile ilgi gören gazete 184 sayı çıkmış ve bu süre içinde üç kez de kapanmıştır. Son olarak, tanınmış ünlü kişilerin ağzından uydurma mektuplar yayınlanması sebebiyle 13 Ocak 1873’te tamamen kapatılmıştır.

 1.1.1.8.9. Hayal

 Diyojen’den sonra en kuvvetli mizah gazetesi olan Hayal yine Teodor Kasap tarafından 30 Ekim 1973’te çıkarılmıştır. 1876’da ilan edilen ilk anayasa herkes tarafından övgüyle karşılanmış ancak Teodor Kasap matbuatın serbestliğinin kanuna bağlanmasını serbestlik imkânının kalmayışı olarak yorumlamış, bunun için de bir karikatür yayınlamış ve bu sebeple gazetesi kapatılmıştır.

 1.1.1.8.10. İstikbâl

 1875 yılında Teodor Kasap tarafından çıkarılan gazete milli eğitim konusuna ağırlık vermiştir. Siyasi, ahlâki, ilmi ve edebi makaleler yayınlayan gazete ciddi ve ağırbaşlı bir nitelik kazanmıştır.

1.1.1.8.11. Asır

 Mehmet Tevfik tarafından 1870 yılında çıkarılmıştır. Özel eğlence sayıları da yayınlayan gazete kısa ömürlü olmuştur.

 1.1.1.8.12. Devir ve Bedir

 1870 yılında yayınlanan, bir günlük ömrü olan Devir’i Ahmet Mithat Efendi çıkarmıştır. İlk sayısı büyük ilgi gören gazete ikinci gün kapatılmıştır. Ardından Bedir adıyla çıkan gazete ancak 13 sayı yayınlanmış ve o da kapatılmıştır.

 1.1.1.8.13. Hülasatü’l- Efkâr

 1873 yılında Antuvan Efendi tarafından çıkarılan gazete siyasi haber gazetesidir. Sabah ve akşam olmak üzere iki baskı yapan gazete uzun süre yayınlanmıştır.

 1.1.1.8.14. Medeniyet

 Mehmet Arif Bey tarafından 1874’te yayınlanan gazete üç yıl yayınlarını sürdürmüş, resimlerinin bozulması sebebiyle bir süre sonra kapanmıştır.

Gazetenin bazı nüshaları lüks baskı ve adi klişe olmak üzere iki defa basılmış ve bu sayede lüks nüsha çıkaran ilk gazete olmuştur. Özellikle devlet büyüklerinin resimleri ve öz geçmişleri kuşe kağıda basılmıştır.

 1.1.1.8.15. Sadakat

 1875 yılında Mehmet Efendi adında biri tarafından çıkarılan, İslamî nitelik taşıyan ve her gün çıkarılan bir gazetedir. Namık Kemal de bu gazeteye yazılar yazmıştır. Ayrıca çocuklar için sürekli, özel bir sayı çıkarmış, bu özel sayı büyük ilgi görünce Efdal adıyla ayrı bir dergi olmuştur.

 1.1.1.8.16. Hakayik-ül Vakayi

 Rüştü adında biri tarafından 1870 yılında çıkarılan gazete uzun süre yayınını sürdürmüştür. İlk sayılarında savaş haberlerine ağırlık vermiştir. Gazetede Recaizade, Ebuzziya da yazılar yazmıştır.

 1.1.1.8.17. Vakit

 1875 yılında çıkan ve dönemin önemli gazetelerinden olan Vakit Filip Efendi tarafından çıkarılmıştır. Kadınlar için özel bir sayı çıkaran gazete Filip Efendi’nin gazetecilikteki tecrübesi ile sağlam bir yazar kadrosuna sahip olmuş ve önemli bir başarı sağlamıştır. Gazete 1884 yılına kadar yayınını sürdürmüştür. (İnuğur, 2005: 244-250)

 Ayrıca bu dönemde; Kevkebi Şark, Latife, Kamer, Tiyatro, Şafak, Şark, Geveze, İttihat gibi gazeteler de, kısa süreli de olsa, Türk basın tarihinde yerlerini almışlardır. (Şapolyo, 1976: 152-154)

 1.1.2. Tanzimat Döneminde Yurt Dışında Çıkan Gazeteler

 27 Mart 1867 tarihinde sadrazam Ali Paşa basınla ilgili “Kararname-i Âli” yayınlanmıştır. Tanzimat’la geldiği sanılan özgürlükler kısıtlanmış, bu, yeni filizlenen basın hayatı içindeki aydınları yurt dışına çıkmaya ve orada gizlice örgütlenmeye mecbur etmiştir. Bu örgütlenmeler sonucu yurt dışında çeşitli gazeteler çıkmıştır. Bunlardan önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

 1.1.2.1. Muhbir

 31 Ağustos 1867’de Londra’da Yeni Osmanlılar adına Ali Suavi tarafından çıkarılmıştır. Türkiye dışında yayınlanan bu ilk gazete 3 Kasım 1868’e kadar yayınlanmıştır.

Gazete idare şeklinin değişmesini, milletçe seçilecek hükümetin 500-600 kişilik bir meclis tarafından denetlenmesini savunan haberler yapmıştır.

 1.1.2.2. Ulûm

 1869 yılında Londra’dan ayrılıp Paris’e giden Ali Suavi Ulûm gazetesini çıkarmıştır. Ali Suavi, tarih ve kültür konularındaki yazılarıyla Türkçülük akımına öncülük etmiştir. Uzun ömürlü olmayan gazete 10-15 sayı çıkmıştır.

 1.1.2.3. Hürriyet

 29 Haziran 1868’de N. Kemal, Ziya Bey, Agâh Efendi tarafından Londra’da çıkarılmıştır. Haftalık olarak çıkan gazetenin masrafları Mustafa Fazıl tarafından karşılanmıştır. Özgürlük, meşrutiyet yanlısı haberler yapan gazete, 29 Mayıs 1870 tarihinde 100. sayı çıkarıldıktan sonra yayınına son vermiştir.

 1.1.2.4. İnkılâp

 1 Mayıs 1870’de Cenevre’de çıkarılan gazeteyi Hüseyin Vasfi Paşa ile Mehmet Bey birlikte çıkarmıştır. Doğrudan doğruya padişahlık müessesesini eleştirmiş, hatta bizzat padişah aleyhindeki yayınları ile halkı devrime davet ediyordu. (İnuğur, 2005: 214-227)

1.1.3. I. Meşrutiyet ve İstibdat Döneminde Çıkan Gazeteler

 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ile bir özgürlük dönemi yaşanmış ancak bu, padişah V. Murat’ın akli dengesinin bozulması sebebiyle üç ay gibi kısa bir zamana sığmak zorunda kalmıştır. Bu üç ayın ardından, 31 Ağustos 1876’da, tahta meşruti idareyi kabul edeceğini vaat eden II. Abdülhamit çıkmış, fakat yazık ki, umulan olmamıştır. Eskisinden daha sıkı bir yönetimle idareyi eline alan Abdülhamit, inanılmaz bir sansür uygulaması başlatmış ve basın hayatını adeta felce uğratmıştır. Hüseyin Cahit Yalçın[5] anılarında bu uygulama ile ilgili şu ifadelere yer verirken, aslında durumun vahametini de gözler önüne sermektedir: “Türk basınının Abdülhamit zamanıyla ilgili tarihi yazılırken sansür bölümünün önemli bir yer alması gerekir. Bugünkü gençlik ve Abdülhamit zamanına yetişip de gazetecilik yaşamına yaklaşmamış kişilerin bu sansürün şiddeti, dehşeti ve aynı zamanda budalalığı, işkilliği üzerine doğru bir düşünce edinebilmeleri olanaksızdır. Bunun belgeler üzerinde görmedikçe insan inanamaz. Sansürcüye gönderilen en önemsiz bir yazının bile ne gibi yıkıntılara uğradığını gösteren sansürcü provalarından, ne yazık ki, bende yok. Eğer eski gazeteler bunları saklamamışlarsa tarihimizin bu noktası gerçekten karanlıkta kalacaktır.” (İnuğur, 2005: 263)

 1.1.3.1. Sabah

 İlk defa 1876’da Papadapulos adında bir Rum tarafından çıkarılmıştır. Başyazarı Şemseddin Sami, müdürü ise Mihran Efendi’dir. 1882’de Mihran Efendi tarafından satın alınan gazetenin en büyük rakibi İkdam gazetesidir. İkdam’ın sahibi Ahmet Cevdet Bey Mihran Efendi için “Hamaldır, okuyup yazması pek azdır.” dermiş, Mihran efendi de Ahmet Cevdet Bey için “kafası et doludur, beyinden eser yoktur.”diye söylermiş.[6]

Gazete bir dönem Hüseyin Cahit, Adnan Adıvar, Hamit Vehbi, Ata Bey, Ahmet Emin Yalman, Arif Cemal Enis Tahsin Til gibi isimleri bünyesinde bulundurdu. (Topuz, 2003: 67-68)

Birinci Dünya savaşından sonra gazeteye farklı bir yön vermek isteyen Mihran efendi, Peyam gazetesi başyazarı Ali Kemal’i gazetenin başına getirmiştir. İttihatçıların düşmanı olan Ali Kemal’den sonra gazetenin adı Peyam-ı Sabah olmuştur. İttihatçılara muhalefetiyle ün yapan Ali Kemal, kendisine yapılan saldırıları umursamamış ve aynı yönde devam etmiştir. Bu muhalefetine rağmen zaferle sonuçlanan Kurtuluş savaşı sonucu büyük yenilgiye uğrayan Ali Kemal, İzmir’in kurtuluşunun ardından gazetedeki son başyazısını yazmıştır.

11 Eylül 1922 günü Ali Kemal’in gazeteden uzaklaştırıldığı yazılmış, ertesi gün gazetenin adı tekrar Sabah olmuştur. Fakat hesap vermekten korkan Mihran Efendi bir ay içinde gazeteyi satmış ve Avrupa’ya kaçmıştır. (İnuğur, 2005: 276-279)

 1.1.3.2. Tercüman-ı Hakikat

 25 haziran 1878’de Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılan gazete, zengin içerikli yazıları ile değer kazanmış ve önceleri dört sayfa çıkarken sonraları sekiz sayfa çıkmaya başlamıştır.halkın anladığı dilde yazılar yayınlayan gazete böylece halka okuma zevkini de tattırmıştır.

Ahmet Mithat gazetesinde gericilik ve tutuculuk aleyhinde yazılar yazmış, romanlar tefrika etmiş, tarih dizileri yayınlamıştır. Halka da bolca havadis veren gazete hem aydın kesim hem de halk tarafından okunmayı başarmıştır.

Tercüman-ı Hakikat gazetesinin yayın hayatında üç devre oldukça önemlidir (İnuğur, 2005: 280; Şapolyo, 1976: 146):

Birinci Dönem: 1878-1883 yıllarını kapsayan dönemde Ahmet Mithat Efendi, ilmi yazılar yazmış, telif ve tercüme birçok roman tefrika etmiştir.

İkinci Dönem: 1883-1886 yıllarını kapsayan bu dönem ise “edebi tartışmalar dönemi” olarak adlandırılır. Ahmet Mithat’ın damadı Muallim Naci gazetede görev almış ve bir tartışma sayfası açılmıştır. Haftada bir yayınlanan bu özel sayfada uzun süre edebi tartışmalar yapılmıştır.

Üçüncü Dönem: 1886-1888 yılarını kapsayan dönemde ise uzun bir “ekonomi politik” yazı dizisinin yayınlandığı en önemli dönemdir.

Hüseyin rahmi, Ahmet Rasim, Ahmet İhsan Tokgöz, Nigar Hanım, Halide Edip Adıvar gibi genç yeteneklere kapılarını açan gazete birçok genç gazeteciye “okul”, Ahmet Mithat ise bu gençler “hoca” olmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yayınlarını sürdüren gazete daha sonra kapanmıştır. Ancak 1955 yılında Tercüman adı ile yeniden yayın hayatına girer. (İnuğur, 2005: 279-281)

1.1.3.3. İkdam

 23 Haziran 1894 yılında İstibdat döneminde yayın hayatına giren gazete Ahmet Cevdet tarafından çıkarılmıştır. Basının en sönük olduğu yıllarda yayın hayatına girmiş ve daha dördüncü gününde bir dizgi hatası yüzünden kapatılmıştır.

Ünlü bir yazı kadrosuna sahip olan İkdam, Türkiye’de ilk defa Rotatif’i getirmiş, baskı işinde büyük bir yenilik ve gelişmenin öncüsü olmuştur. Ayrıca, başlığının altında “Siyasi Türk Gazetesidir” ibaresi bulunan gazete Türkçülüğe ait eserlerin başlıca yayın aracı olmuştur.

Hastalığı sebebiyle 1909’da İsviçre’ye giden ve on yıla yakın bir süre oradan “İsviçre Mektupları” isimli yazılarını gazeteye gönderen Ahmet Cevdet dönüşte gazetenin başına geçmiş ancak gazeteyi istediği gibi yönetememiştir. (İnuğur, 2005: 284-286)

Bu süre zarfında gazete çeşitli kişilerce yönetilmiş fakat tutunamayıp 1926’da tamamen kapanmıştır. (Topuz, 2003: 69-70)

 1.1.4. İstibdat Döneminde Çıkan Dergiler

 Yöneticilerin dergileri gazetelerden daha az tehlikeli gördüğü bu dönem, dergilerin önem kazandığı bir dönemdir.

Bu dönemin en önemli dergisi, ilk sayısı 27 Mart 1891’de çıkan Servet-i Fünûn dergisidir. Önceleri ilmi ve teknik gelişmelerle ilgi yazılara ağırlık veren dergi, Ahmet İhsan tarafından kurulmuştur. Türk matbaacılığı için de büyük önem arz eden dergi Servet-i Fünûn matbaasında basılmıştır. 256. sayısından sonra bir edebiyat dergisi halini almış ve Edebiyat-ı Cedide topluluğuna yayın organı olmuştur. 539. sayıda Hüseyin Cahit’in Fransızca’dan yaptığı “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalenin yayınlanması üzerine Abdülhamit tarafından kapatılmıştır. Tekrar yayınlanmaya başlayan dergi 1901’den sonra edebiyat dışı konulara yönelmiştir. 1901-1911 yılları arasında Fecr-i Âti’ye de yayın organlığı yapan dergi II. Meşrutiyet’in ilanından hemen ardından 27 Temmuz 1908’de günlük hale getirilmiştir. Sonraları tekrar haftalık olarak çıkmaya başlayan dergi, Ahmet İhsan’ın ölümüne kadar yayınına devam etmiş, daha sonra “Uyanış” adıyla 1944’e kadar 54 yıl yayınlanmıştır.

Ayrıca bu dönemde yine gazete hüviyetinde çıkan Malumat, Mektep, Gayret, Nilüfer dergileri de dönemin önemli dergileridir. (İnuğur, 2005: 287-290)

 1.1.5. I. Meşrutiyet ve İstibdat Döneminde Yurt Dışında Çıkan Gazeteler

 Bu dönemde Kanun-i Esasi’yi tekrar uygulamak isteyen ve “Jön Türkler” diye bilinen aydın bir zümre Abdülhamit yönetimine karşı, özellikle yurt dışında, gazeteler çıkarmıştır. Yeni Osmanlılardan daha aktif, uzun ve karışık bir faaliyet gösteren Jön Türkler, yayınladıkları gazetelerle fikir ve siyaset hayatına yeni bir yön vermişlerdir. Bu dönemde çıkan yurt dışında çıkan gazetelerden önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

Meşveret: 3 Aralık 1895’te Paris’te Türkçe ve Fransızca olarak çıkmıştır. Ahmet Rıza tarafından çıkarılan gazete meşruti idareyi savunmuş, bu yönde haberler yapmış ve dört sayfa olarak çıkmış bir gazetedir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin de yayın organı olan gazete, Ahmet Rıza’nın Osmanlı Devleti aleyhinde cesur ve ağır bir dille yazılmış yazıları sebebiyle, Fransız savcılığı tarafından kapatılmıştır.

Mizan: bu gazeteyi çıkardığı için “Mizancı Murat” diye anılan Murat Bey tarafından 21 Ağustos 1886’da haftalık olarak çıkarılmıştır. Gazete yayınlarını, ilki İstanbul’da, ikincisi Kahire, Cenevre ve Paris’te olmak üzere iki dönemde yapmıştır.

Mizancı Murat 1897’de Cenevre’de bir broşür yayınlayarak Abdülhamit’e çok ağır ithamlarda bulunmuş fakat iki ay gibi kısa bir sürede söylediklerinin aksi yönünde davranışlarda bulunmuştur. Bu sebeple Ahmet Rıza ile arasında anlaşmazlık çıkmış ve Jön Türkler bu iki mihrak etrafında toplanmaya başlamışlardır. Daha sonra sarayla anlaşılan Murat Bey 30 Temmuz 1908’de Mizan’ı İstanbul’da günlük olarak çıkarmış ve İttihat ve Terakki aleyhine yazılar yazmaya başlamıştır. Ancak gazete okurunu artık inandıramamış ve 12 Nisan 1909’da 31 Mart’ı savunduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.

– Osmanlı: Mizan gazetesi kapatıldıktan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk kurucularından olan İshak Sükûti ile Dr. Abdullah Cevdet 1 Aralık 1897’de Fransızca ve Türkçe olmak üzere Osmanlı adında bir gazete çıkarmışlardır. Abdülhamit yönetimine karşı ayaklanma fikrini savunan ve yayınlarını bu minval üzere yapan gazete Londra, Kahire, Cenevre gibi birçok yerde çıkarılmıştır.gazetenin ihtilalci görüşleri Jön Türkler tarafından benimsenmemiş, özellikle Ahmet Rıza Şûrayı Ümmet’te bu görüşlere daima karşı çıkmıştır.

– Şûrayı Ümmet: Paris’te Ahmet Rıza tarafından çıkarılan gazete Türkçe basılmıştır. Merkeziyetçi anlayışı savunan gazete, sürekli, ülke sınırlarında bulunan Müslim, Gayri Müslim tüm unsurları Osmanlı uyruğu altında toplanması tezi işlenmiştir. Prens Sabahattin’in “ademi merkeziyetçilik” fikrinin karşısında olan bu görüş, Meşrutiyet’in ilanından sonra, İttihatçılar tarafından benimsenmiş ve savunulmuştur.

Bunların dışında yine meşruti idareyi savunan Cenevre’de “Ezan”, Londra’da “Hürriyet”, Kâhire’de “Kanuni Esasi ve El Kâtip”, Cenevre’de “Hakikat” ve yine Cenevre’de “İçtihad” gibi birçok gazete yayınlanmıştır.

Bunlardan en uzun ömürlü olanı Abdullah Cevdet tarafından Mısır ve İstanbul’da çıkarılan ve 28 yıl yayın yapan “İçtihad”tır. (İnuğur, 2005: 290-301)

 1.2. II. Meşrutiyet’in İlanından Sonra Varlığını Sürdürmeyi Başaran Gazeteler

 Meşrutiyetin ilan edildiği günlerde halk tarafından okunan belli başlı dört gazete vardı. Bunlar; Ahmet Cevdet’in yayınladığı İkdam, Ahmet Mithat’ın yayınladığı Tercüman-ı Hakikat, Mihran efendi’nin yayınladığı Sabah ve Mehmet efendi ile oğlu Fethi’nin yayınladığı Saadet gazeteleridir.

Meşrutiyetin ilanı ile bütün gün çalışmalarına rağmen halka gazete yetiştiremeyen bu gazeteler, meşrutiyetle birlikte kısmi değişiklikler yaşadılar. (İnuğur, 2005: 307)

 1.2.1. II. Meşrutiyet’in İlanının Yayındaki Gazetelere Yansıması

 İkdam: İlk günlerin aşırı özgürlük havasında basım makineleri tüm gün çalışıyor, çıkan baskılar halk tarafından kapış kapış ediliyordu. Önceleri on paraya satılan İkdam meşrutiyeti ve özgürlüğü öven ateşli yazıları sebebiyle karaborsaya düşmüş, elli kuruşa kadar satılmıştır.

İlk zamanlar Babanzade İsmail Hakkı, Abdullah Zühtü, Ahmet Rasim ve Hüseyin Cahit gibi ünlü kalemlerle çalışan gazete, Tanin ve Yeni Gazete’nin çıkmasından sonra Hüseyin Cahit ve Abdullah Zühtü’nün ayrılması ile kadrosunda değişikliğe gitmiştir. Ali Kemal’in başyazarlığa geçmesiyle kuvvetli bir muhalefet yapan İkdam, İttihatçılara karşı Ahrar Partisi’nin fikirlerini savunmuştur.

Tercüman-ı Hakikat: 1878’de Ahmet Mithat tarafından kurulan gazetenin meşrutiyetin ilanından sonraki tavrını M. Nuri İnuğur şöyle anlatır: “Ahmet Mithat Efendi’nin gazetesi 1908’den sonra başlayan İkinci Meşrutiyet döneminde önce bağımsız görünmüş, sonra İttihat ve Terakki Partisi’ne karşı muhalefet yapmaya başlamıştır. Daha sonraları Ağaoğlu Ahmet’in sert yazılar yazdığı gazete, devamlı surette İttihatçılarla yapılan tartışmaların yayın aracı olmuştur. Balkan Harbi’nden sonra Ahmet Mithat’ın ölümü üzerine gazete Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yayınlarını sürdürmüş, daha sonra kapanmıştır. Bilindiği üzere ancak 1955 yılından sonra TERCÜMAN adlı yeni bir gazete yayın hayatına girecektir.” (İnuğur, 2005: 281)

– Sabah: Mihran Efendi’nin çıkardığı Sabah da bu dönemde tarafsız kalarak yayın hayatını sürdürmüştür.

Saadet: Mehmet Efendi ile oğlu Fethi’nin yayınladığı Saadet gazetesi de bu dönemde yayınlarını tarafsız olarak sürdüren bir başka gazetedir.

Bu dönemde ayrıca, Servet-i Fünûn dergisi Ahmet İhsan tarafından günlük gazete niteliğinde çıkarılmış ve tarafsı bir yayın hareketi benimsemiştir. Fakat bu uzun sürmemiş ve Servet-i Fünûn tekrar haftalık bir dergi şeklinde yayın hayatını sürdürmüştür. (İnuğur, 2005: 307)

 SONUÇ

 Genellikle, II. Mahmut tarafından 1831 yılında çıkarılan, Takvim-i Vekayi ile başlatılan Türk basın tarihi çok değişik ve birbirine zıt dönemlerden geçmiştir. Abdülaziz dönemi baskıcı rejimi ile sıkıntılar yaşayan basınımız V. Murat’ın tahta geçmesi ve Kanun-i Esasi’nin kabul edilmesiyle, üç ay gibi kısa bir süre de olsa bir özgürlük dönemine kavuşmuştur. V. Murat’ın sağlık problemi sebep gösterilip tahttan indirilerek yerine meşruti idareyi destekleyeceğini vadeden II. Abdülhamit’in geçirilmesiyle Türk basını yeni ve daha karanlık bir döneme girmiştir. Akıl almaz sansür uygulamaları, keyfi yayın durdurma ve gazete kapatma olayları ve daha birçok olumsuz tavır, zaten tam anlamıyla kendi olamayan ve basın kavramını yeni yeni öğrenmeye çalışan, Türk basını için çok acı bir tecrübenin yaşanmasına sebep olmuştur. 30 yılı aşkın bir süre devam eden bu istibdat döneminde birçok süreli yayın kapatılmış, birçok gazeteci sürgün edilmiş ve bu süre içinde halk gerçek ve tarafsız haberden yoksun bırakılmıştır. II. Meşrutiyet ilan edildiğinde hâlâ ayakta kalmayı başaran sayılı gazeteler ise bu dönemi oldukça suskun ve olabildiğince siyasetten uzak geçirmek zorunda kalmışlardır. Meşrutiyetin ilanı ile bu gazeteler de bir özgürlüğe kavuşmuş ve yayın ilkelerinde kimi değişikliklere gitmişlerdir. Bir kısmı tarafsız yayın yapmayı benimseyen gazetelerden iktidarı eleştirenler de olmuştur.

Fakat bu süreçte, bütün bu olumsuzluklara ve acı tecrübelere rağmen, Türk basını ve özellikle gazeteciliği adına önemli isimler yetişmiştir. Ahmet Cevdet, Ahmet Mithat, Ali Suavi, Teodor Kasap, Ali Kemal ve Mihran Efendi gibi önemli isimler Türk gazeteciliğinin öncüleri olmuş ve kendi dönemlerinde yetiştirdikleri genç gazetecilerin yanında kendilerinden sonraki gazeteciler için de adeta birer üstat olmuşlardır.

KAYNAKÇA

 

Ali Efendi (BASİRETÇİ) (1909), İstanbul’da Yarım Asırlık Vakayi-i Mühime, İstanbul.

İNUĞUR, M. Nuri (2005), Basın ve Yayın Tarihi, Der Yayınları, İstanbul.

 İSKİT, Rıfat Server(1937), Hususi İlk Türkçe Gazetemiz (Tercüman-ı Ahval ve Agâh Efendi), Ankara.

 KÜR, İsmet (1991), Türkiye’de Süreli Çocuk Yayınları, AKM Yayını, Ankara.

 PETROSYAN, Yuriy Aşatoviç (1974), Sovyet Gözüyle Jön Türkler, Ankara.

 ŞAPOLYO, Enver Behnan (1976), Türk Gazeteciliği Tarihi (Her Yönüyle Basın), Güven Matbaası, Ankara.

 TİL, Enis Tahsin (1962), “Gazetecilikte Rekâbet”, Vatan, 19 Şubat.

 TOKGÖZ, Ahmet İhsan (1930), Matbuat Hatıralarım, İstanbul.

 TOPUZ, Hıfzı (2003), II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi, Kitabevi, İstanbul.

 YALÇIN, Hüseyin Cahit (1975), Edebiyat Anılarım, İstanbul.


[1] Geniş bilgi için bkz.: (Tokgöz, 1930: 150)

[2] Geniş bilgi için bkz.: (İskit: 1937)

[3] Geniş bilgi için bkz.: (Petrosyan: 1974)

[4] Geniş bilgi için bkz.: (Ali Eendi: 1909)

[5] Geniş bilgi için bkz.: (Yalçın: 1975)

[6] Geniş bilgi için bkz.: (Til: 1962)